Son yıllarda dünya vergi gündeminin en tartışmalı başlıklarından biri, aşırı yüksek net servete sahip bireylerin vergilendirilmesi. Artan gelir ve servet eşitsizliği, savunma ve sosyal harcamalardaki yükseliş, kamu bütçeleri üzerindeki baskıyı her geçen gün artırıyor. Bu tablo karşısında hükümetler yeni gelir kaynakları ararken, gözler giderek daha fazla “süper zenginlere” çevriliyor.

Nitekim Avrupa Parlamentosu’nun Vergi Konuları Alt Komitesi (FISC), 11 Aralık 2025’te bu konuyu merkezine alan bir kamu oturumu düzenledi*. Tartışma yalnızca Avrupa’yla sınırlı değil; OECD, IMF ve G20 gibi küresel platformlarda da benzer sorular masada: Vergi sistemleri gerçekten adil mi?

Gelirden servete kayan tartışma

Avrupa ülkelerinin çoğunda kişisel gelir vergileri hâlihazırda artan oranlı. Yani daha çok kazanan, daha yüksek oranda vergi ödüyor. Ancak pratikte bu sistemin etkisi son yıllarda zayıfladı. En üst gelir dilimlerine uygulanan oranlar düşerken, sermaye gelirleri -temettüler ve sermaye kazançları-çoğu ülkede emek gelirlerine kıyasla daha avantajlı şekilde vergilendiriliyor.

Bu tercih genellikle “yatırımı teşvik etmek” ve “sermayenin hareketliliğini” dikkate almakla gerekçelendiriliyor. Ancak sonuç olarak aynı ekonomik güce sahip kişiler arasında dahi ciddi vergi farkları oluşabiliyor. Bu durum hem yatay eşitliği (benzer durumda olanların benzer vergilenmesi) hem de dikey eşitliği (daha güçlü olanın daha fazla katkı yapması) zedeliyor.

Bu nedenle tartışma artık yalnızca “geliri nasıl vergilendirelim?” sorusuyla sınırlı değil. Servetin kendisinin vergilendirilmesi yeniden gündemde.

Net servet vergisi neden yeniden konuşuluyor?

Net servet vergisi, bireyin toplam varlıklarından borçlarının düşülmesiyle bulunan tutar üzerinden, genellikle yıllık olarak alınan bir vergi. Taraftarlarına göre bu verginin üç önemli avantajı var.

Birincisi, yüksek gelir potansiyeli. İkincisi, servet eşitsizliklerini azaltarak toplumsal uyumu güçlendirme iddiası. Üçüncüsü ise çoğu zaman gözden kaçan bir nokta: Net servet vergisi, henüz satılmamış, yani gerçekleşmemiş sermaye kazançlarını da dolaylı biçimde vergilendirebiliyor. Böylece “satmayayım, vergiyi erteleyeyim” stratejilerinin önüne geçilebiliyor. Bu yaklaşım IMF’den OECD’ye, Avrupa Komisyonu’ndan akademik çevrelere kadar geniş bir kesimde yeniden ciddi biçimde tartışılıyor.

Riskler yok mu?

Elbette var. Eleştiriler de oldukça güçlü. En sık dile getirilen risk, sermaye ve yatırımcı kaçışı. Yüksek servete sahip bireylerin, daha düşük vergili ülkelere taşınabileceği endişesi sıkça dile getiriliyor. Buna ek olarak, yatırımların azalması, verginin zamanla başlangıçta hedeflenmeyen kesimlere doğru genişlemesi (kapsam kayması), likidite sorunları ve zararların nasıl dikkate alınacağı gibi teknik meseleler de var. Esasında, bu nedenlerle birçok OECD ülkesi 1990’lardan itibaren net servet vergilerini kaldırdı ya da daralttı. O dönemde bu vergiler, yüksek idari maliyetlerine rağmen genellikle çok sınırlı gelir sağlıyordu.

İspanya istisnası ve yeni arayışlar

Bugün Avrupa Birliği’nde net servet vergisini uygulayan tek ülke İspanya. Kişi başına 700 bin avroluk muafiyet, konut için ek istisna ve artan oranlı tarifeyle birlikte sistem hâlen yürürlükte. Ayrıca 3 milyon avronun üzerindeki servetleri hedefleyen geçici bir “büyük servetler dayanışma vergisi” de devrede. 2023’te bu vergilerden 2,2 milyar avro gelir elde edildi. Bu örnek, net servet vergisinin tamamen “imkânsız” olmadığını gösteriyor; ancak her ülke için aynı sonucu doğuracağı söylemekte zor.

G20 zirvesinde küresel minimum servet vergisi

Tartışmayı küresel düzeye taşıyan en dikkat çekici öneri  AB Vergi Gözlemevi Başkanı Gabriel Zucman’dan geldi. Zucman, G20 Maliye Bakanları toplantısında, 1 milyar doların üzerinde serveti olan bireyler için yıllık en az %2’lik bir asgari vergilendirme standardı önerdi.

Bu yaklaşım, çok uluslu şirketler için kabul edilen küresel asgari kurumlar vergisine benziyor: Ülkeler verginin şeklini kendileri belirliyor, ancak sonuçta belirli bir “asgari yük” sağlanıyor. G20 liderlerinin bu yönde iş birliğine açık kapı bırakması, tartışmanın önümüzdeki yıllarda daha da derinleşeceğini gösteriyor.

Zor ama kaçınılmaz bir tartışma

Aşırı yüksek servetlerin vergilendirilmesi hükümetler için kolay bir politika aracı olmadığını kabul etmek gerekir. Ancak artan eşitsizlikler, bütçe baskıları ve küresel koordinasyon arayışları, bu konuyu artık kaçınılmaz hâle getiriyor. Burada asıl soruyu şöyle sormak gerekir: “Adalet ile rekabetçilik arasında doğru denge kurulabilecek mi?” . Önümüzdeki dönemde hem Avrupa’da hem küresel ölçekte bu soruya verilecek yanıtlar, vergi politikalarının yönünü belirleyecek.

*https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/ATAG/2025/779237/EPRS_ATA(2025)779237_EN.pdf