OECD grup içi hizmetleri yeniden tanımlıyor
OECD, Haziran 2026’da Transfer Fiyatlandırması Rehberi’nin grup içi hizmetlere ayrılmış yedinci bölümünü yeniden yazma amacıyla bir istişare metni yayınladı. 22 Temmuz’a kadar kamuoyunun görüşüne açık olan bu taslak, yüzeysel bir teknik güncellemenin ötesinde çok uluslu şirketlerin grup içi hizmet düzenlemelerini vergilendirme açısından nasıl konumlandırdığına dair yerleşik alışkanlıkları tartışmaya açıyor.
Taslak tam olarak ne yapmak istiyor?
Birincil hedef, mevcut rehberin büyük ölçüde değişen iş dünyası gerçekleriyle uyumunu yeniden kurmak. Dijital hizmetler, yapay zeka tabanlı çıktılar, merkezi paymaster yapıları, karmaşık maliyet dağıtım modelleri vb. durumların hiçbiri mevcut Bölüm VII yazılırken bu kadar yaygın değildi. Taslak, bu yeni iş modellerini kapsayacak biçimde öngördüğü yaklaşımları yirmi bir örnek üzerinden netleştiriyor.
İkinci ve görece daha önemli hedef analiz sıralamasındaki karmaşaya son vermek. OECD, taslağında “önce hizmetin gerçekten var olup olmadığı sorgulanmalı, ardından fiyatlandırmaya geçilmeli” yaklaşımının altı çiziliyor. Zira bu iki adım birbirinden ayrı tutulmazsa hem mükellefler hem de vergi idareleri yanlış sorular soruyor ve yanlış sonuçlara ulaşıyor. Sözleşmenin varlığı tek başına hizmetin var olduğunu kanıtlamıyor; sözleşmenin yokluğu da hizmetin olmadığını göstermiyor. Bu noktada belirleyici olan hiç şüphesiz gerçek ekonomik içerik.
Pratik sonuçlar açısından bakıldığında taslakta öne çıkan hususlar önemli. Buna göre;
Maliyet artı yöntemi artık varsayılan tercih olmamalı. Yıllardır grup içi hizmet fiyatlandırmasında neredeyse otomatik başvurulan bu yöntemin, hizmetin ekonomik içeriğine göre belirlenmesi gerektiği açıkça düzenleniyor. Özellikle özgün ve değerli gayri maddi varlık içeren hizmetlerde kâr bölüşüm yöntemi gündeme gelebilir; bu da hem hesaplama karmaşıklığını hem de vergi idareleriyle ihtilaf riskini artırabilir.
Aracı konumundaki grup şirketleri maliyetleri yansıtırken dikkatli olmalı. Taslak, yalnızca ödeme aracısı işlevi gören bir şirketin aktardığı maliyetler üzerine marj ekleyemeyeceğini örnekliyor. Örneğe göre, 440 milyon Euro değerinde reklam alımını koordine eden bir şirket, bu tutarı gruba yalnızca maliyetiyle yansıtmak zorunda. Kendi koordinasyon faaliyeti için ise ayrıca ve yalnızca o faaliyet üzerinden ücret talep edebilir.
Yapay zeka hizmetlerinde risk artıyor. Bir şirket yapay zeka modeli aracılığıyla grup içindeki diğer şirketlere sürekli kişiselleştirilmiş çıktılar sunduğunda, bu süreç pratikte gayri maddi varlık transferiyle sonuçlanabilir. Hizmet faturasının arkasında aslında lisans bedeli olabilir. Bu ayrımı görmezden gelen yapılar hem fiyatlandırma hem de stopaj açısından ciddi riskler barındırıyor.
Belgelendirme yükümlülüğü yeniden şekilleniyor. Taslak, belgelendirme yükümlülüğünün hizmetin niteliği ve maddi önemiyle orantılı olması gerektiğini açıkça düzenliyor. Vergi idarelerinin ek bilgi taleplerinin makul sınırlar içinde kalması gerektiği de aynı şekilde ifade ediliyor.
Bu kapsamda, taslak istişare metninde yapılan tartışmaların Türkiye açısından da geçerli olduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır. Yabancı grup şirketlerine yapılan teknoloji ve yazılım tabanlı ödemelerin hizmet mi yoksa gayri maddi varlık bedeli mi sayılacağı sorusu yıllardır vergi incelemelerinde karşımıza çıkıyor. OECD’nin bu taslağı kesinleşirse, Türk mevzuatının ve inceleme pratiğinin de buna göre şekillenmesi gerekecek.
Taslak henüz nihai değil. Kasım 2026’da Paris’te kamuoyu istişaresi yapılacak, ardından revize edilerek Rehber’e dahil edilmesi planlanıyor.