Servetin ku­şaklar arasın­da aktarımı, yal­nızca aile içi bir paylaşım mese­lesi değil; ekono­mik süreklilik, gi­rişimcilik kültü­rü ve toplumsal denge açısından da hayati öneme sahip bir konu. Bir neslin uzun yıllar boyun­ca emek, risk ve yatırım yoluy­la oluşturduğu birikimin, son­raki nesillere sağlıklı biçim­de intikal edebilmesi; hukuki güvenliğin, mali öngörülebi­lirliğin ve istikrarlı bir vergi sisteminin varlığıyla doğru­dan ilgilidir.

Aksi hâlde, iyi ni­yetle bırakılan bir miras dahi, yüksek mali yükler ve karma­şık prosedürler nedeniyle kı­sa sürede değer kaybedebilir. Bu süreçte yaşanan aksaklık­lar, yalnızca bireysel servetle­ri değil, aynı zamanda üretken sermayeyi, istihdamı ve eko­nomik dinamizmi de doğru­dan etkilemektedir. Özellikle aile şirketlerinin faaliyetleri­nin devamı, sağlıklı bir intikal mekanizmasının varlığına sıkı sıkıya bağlıdır.

Son anda yapılan hesaplar ağır bedel doğuruyor

Vergi mevzuatı, miras ve ba­ğış yoluyla gerçekleşen ser­vet geçişlerini belirli kurallara bağlayarak kamu yararı ile bi­reysel mülkiyet hakkı arasın­da hassas bir denge kurmayı hedefliyor. Ancak bu kuralla­rın yeterince bilinmemesi ve­ya sürecin son ana bırakılma­sı, beklenmedik vergisel mali­yetlere, nakit sıkışıklığına ve hatta aile içi uyuşmazlıklara yol açabilmektedir.

Özellikle aile şirketleri ve büyük yatı­rımlar söz konusu olduğunda, intikal sürecinde ortaya çı­kan yükümlülükler, işletme­nin faaliyetlerini dahi sekteye uğratabilecek boyutlara ula­şabilmektedir. Vergi borcu­nun ödenebilmesi için üretim araçlarının veya stratejik var­lıkların elden çıkarılması, yıl­larca oluşturulan değerin kı­sa sürede erimesine neden ol­maktadır.

Dünyada bu iş nasıl yapılıyor?

Birçok gelişmiş ülkede ku­şaklararası servet aktarımı, yalnızca vergi toplama ama­cıyla değil; sermayenin korun­ması ve yatırımların devamlı­lığı perspektifiyle ele alınmak­tadır. Almanya ve Fransa’da aile şirketlerinin devrinde be­lirli şartlar sağlandığında ver­gi yükü azaltılmakta veya er­telenmektedir. İngiltere’de “Business Property Relief” uygulamasıyla, aktif şirketle­rin devrinde önemli avantajlar sağlanmaktadır. Amerika Bir­leşik Devletleri’nde ise yüksek muafiyet tutarları sayesinde küçük ve orta ölçekli miraslar vergilendirme dışında bırakıl­makta; “trust” ve uzun vade­li planlama mekanizmalarıy­la geçiş süreci profesyonel bi­çimde yönetilmektedir.

Uluslararası düzenleyiciler ne diyor?

OECD ve Avrupa Birliği, mi­ras ve servet vergilerinin adil, sade ve öngörülebilir olması gerektiğini vurgulamaktadır. OECD raporlarında, karma­şık ve sık değişen düzenleme­lerin yatırım iştahını azalt­tığı, kayıt dışılığı artırdığı ve aile işletmelerini zayıflattığı açıkça ifade edilmektedir. Av­rupa Birliği’nde sınır ötesi mi­ras işlemlerine yönelik düzen­lemelerle, farklı ülkelerdeki varlıkların intikalinde belir­sizliklerin azaltılması hedef­lenmektedir.

Türkiye’de yeni yaklaşım ihtiyacı

Türkiye’de kuşaklararası servet aktarımına ilişkin sis­temin, aile varlıklarını ko­ruyan ve üretken sermaye­yi ekonomide tutan bir yapıya kavuşması büyük önem taşı­maktadır. Miras ve intikal ver­gisinin ani yükler yaratan, be­lirsizlik üreten bir araç olmak­tan çıkarılması gerekmektedir.

Aile şirketlerini koruyan, uzun vadeli yatırımı teşvik eden ve öngörülebilirliği esas alan bir sistem hem mükellef­lerin gönüllü uyumunu artı­racak hem de vergiye duyulan güveni güçlendirecektir. Vergi­nin bu süreçte caydırıcı değil, düzenleyici ve güven verici bir unsur hâline gelmesi, kuşaklar arası servet aktarımı bakımın­dan oldukça önemlidir.