Uzun dönemli çoklu kriz ortamı, finansal sıkışmalar ve vergi gelirlerindeki azalmalar ulusal hükümet ve kuruluşları kaçınılmaz olarak servet vergisini tartışmaya yönlendiriyor.

Servet dağılımının en tepesinde yer alan kişi ve kurumların vergi ödemiyor olması özellikle 2015’teki İsviçre Sızıntıları ve 2016’daki Panama Belgeleri gibi önemli sızıntılarla kamuoyunun dikkatini çekti. Eşitsizlik ve servetin vergilendirilmesi son zamanlarda Uluslararası Para Fonu (IMF) analizleri ve uluslararası kuruluşların çalışmalarında da öne çıkmaktadır.

Uluslararası Para Fonu (IMF) araştırması

IMF tarafından 8 Mart 2024 tarihinde yayınlanan “Servet Nasıl Vergilendirilmeli” başlıklı araştırma notu, her ne kadar IMF resmi görüşünü yansıtmasa da küresel düzeyde servet vergilendirmesinde reform yapmayı düşünen politika yapıcılara bir rehber olmayı amaçlamaktadır*.

Araştırma notunun kapsamı

Yüksek eşitsizlik ve gelişen teknolojik ortamda, çalışma hem kavramsal ve tasarımsal konuları hem de bu tür vergilerin pratikte nasıl göründüğü, yürütüldüğü ve idari hususların politika seçimini nasıl etkilediği konularını ele almaktadır.

Çalışma servetin nasıl vergilendirileceği sorusundan soyutlanarak servetin neden vergilendirilmesi gerektiğine dair kavramsal bir tartışma ile başlamaktadır. Bir sonraki bölüm, servetin vergilendirmeye olan duyarlılığını, özellikle de varlıklı bireylere dikkat çekerek ele almaktadır.

Daha sonraki üç bölümde sırasıyla (1) sermaye geliri üzerinden alınan vergiler, (2) servet üzerinden alınan vergiler ve (3) miras ve bağışlar üzerinden alınan vergiler ele alınmaktadır. Son bölümde ise sonuçlara varılmakta ve politika seçenekleri geliştirilmektedir.

Genel görünüm

Geçtiğimiz on yıl boyunca, servet üzerindeki vergi oranları dünya genelinde genel olarak düşmüştür. Bunun önemli bir bileşeni, tüm gelir düzeylerindeki ülke grupları arasında ortalama kurumlar vergisi oranlarındaki düşüştür.

Daha ayrıntılı verilerin mevcut olduğu OECD ekonomileri için, sadece şirket düzeyinde değil, aynı zamanda bireysel düzeyde sermaye geliri vergileri de hem temettüler hem de faizler üzerinden düşmüştür. Sermaye kazançları üzerindeki vergi oranları biraz artmış olsa da, bunlar genellikle gerçekleşmiş sermaye kazançları ile sınırlıdır, böylece servetin düşük vergilendirilmesi devam etmektedirler.

Bir politika aracı olarak servet vergilerinin kullanımı da küresel düzeyde azalmıştır. 1990 yılında 12 OECD üyesi servet vergisine sahipken (OECD, 2018), günümüzde sadece 3 üye açık ve geniş tabanlı bir servet vergisi uygulamaktadır (İsviçre, İspanya ve Norveç).

Öneriler

Araştırma notu, varlıklı bireylerden daha fazla vergi toplamak için kullanılabilecek pek çok yol olduğunu vurgulamaktadır. Giderek daha fazla tartışılan bir seçenek, servetin net aktif vergisi yoluyla doğrudan vergilendirilmesidir.

Bu durumda vergileme, servet vergisi yoluyla düzenli olarak, bir defaya mahsus sermaye vergisi yoluyla veya servetin bağış, hediye, miras ve vasiyet vergileri yoluyla transfer edilmesi halinde yapılabilir. Bir başka seçenek de servetten elde edilen gelir akışının, yani bir kısmı sermaye kazancı şeklinde gelen sermaye gelirini vergilendirmektir. Bu yaklaşımların artıları ve eksileri vardır.

Kamuoyundaki tartışmalarda, bu farklı vergi türleri arasındaki ayrım her zaman yapılmamaktadır. Bazı öneriler servet ve gelirin bir kombinasyonuna dayanmaktadır; örneğin, 2022 yılında ABD’de milyarder asgari gelir vergisi tasarısı, 100 milyon dolardan fazla servete sahip olan herkes için gelir üzerinden (özellikle gerçekleşmemiş sermaye kazançları dahil) asgari bir vergi oranı önermekteydi.

Küresel gündemde yer alan bu tartışmaların Türkiye gündemine taşınması kaçınılmaz. Bu nedenle, yukarıda ele alınan vergilendirme biçimlerinden biri uzak olmayan bir gelecekte Türkiye bakımından da tartışılmaya açılacaktır.

https://www.elibrary.imf.org/view/journals/061/2024/001/061.2024.issue-001-en.xml